Zafere "Şemame"

Gecenin saat üçü.. Buz gibi bir gece nöbetini yeni nöbetçiye devretecek olmanın inanılmaz mutluluğunu yaşıyorum. Nemle birleşen soğuk parka, kamuflaj, kazak, atlet dememiş içime işlemiş 2 saatte.. Eller çaprazdan buza kesmiş; sıkıntıdan bakılacak yön de kalmamış..Dinlenme odasının camından televizyon görüntüsü yansıyor karanlık asfaltlarına sessiz kışlamızın..










Derken yeni nöbetçiler güç bela geliyorlar.. İçimizde hem biraz sonra az da olsa ısınmanın vereceği büyük mutluluk, diğer taraftan ise yeni nöbetçilere duyduğumuz acıma duygusu..Burada asırlar gibi gelen bir kaç ay geçirmeme rağmen ölmemiş bendeki merhamet duygusu..


Nöbetçiler yaklaşırken içlerinden biri yüksek sesle mırıldanıyor: 
“Şemamê Şemamê Şemamê bûkê 
Domamê domamê domamê bûkê.” 

Birden neden bilinmez kendimi ya halay grubunda buluyorum ya da alkış çalıp tempo tutan. Sonra başka bir gün Diyarbakırlı arkadaşımdan bu şarkıyı öğreniyorum. Figürleri göstermesini istiyorum..”Akkaynak gel” diyor.. Üç tane bu oyunu bilen arkadaşım, benim gibi çok kötü bir öğrenciye büyük bir sabır göstererek bu oyunu öğretmeye başlıyorlar. Her seferinde bir hareketi kaçırıyorum, ama sabırla öğretiyorlar..

Şemame, o günden sonra benim için doğu ile batının kardeşliği, et ve tırnağın ayrılmazlığının ezgisi oldu adeta. Açılan çarşı izinlerini duyduğumuzda, iyi geçen bir denetimden sonra veya evden gelen iyi bir haberde hep şemame oynadık gizli gizli.. Şemame, bizim için artık sadece aramızdaki kardeşliği gösteren bir oyun değil adeta güzel şeylerin kutlaması olmuştu. Bizi terk eden kadıların acısını, kalan günlerimizi, unuttuğum hayatlarımızı,uzaktaki annemizi, evimizi unutturan bir oyundu.. “Şemame şemame..” diye başlayan el çırpmasında toz gibi dağılıyordu kafamızdaki bütün kötü düşünceler..

Ve geçenlerde yani askerden sonra eski hayatımdaki insanlarla beraber ilk eğlencemde birden çalmaya başladı şemame nameleri, kaderin cilvesiyle belki de.. “Şemame” çalınca, içimde keyiften öte duygular belirdi. Çarşı için yapılan oyunlar, kavgalar, düş kırıklıkları, gece içime işleyen soğuklar, telefon başında sevdiğim kadın için tuttuğum gayri resmi nöbetler, hayalkırıklıkları, büyük arkadaş desteği.. Bütün bunlarla ayağa kalktım ve çoşkuyla hatırladığım kadarıyla oynamaya başladım oyunumuzu..

Bu, kardeşliğimizin işaretiydi.
Benden gösterişizsiz bir saygı duruşuydu silah arkadaşlarıma karşı..
Bu, zaferimizin dansıydı..
Günlere, zorluklara ve kimi zaman da bize acı veren sevdiklerimize karşı..

Bu “şemame” zafere doğruydu ve içinde bir manga asker vardı şuan gözlerim dolu hatırladığım..

iga,
28.02.2010

” Ani müdhale mangasının kahraman ve altın yürekli neferlerine..”

Bir Cevap Yazın

Gökhan Akkaynak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin