Sakallarıma ilk beyazlar düştüğünde anlamamıştım.
O zaman bir şey yoktu.
Bana en yakın olanlar eksildiğinde de anlamadım.
Aslına bakarsanız ben çok yaşamadım.
Hayat sahnemin başrolündeki insanlar erken gittiler sadece.
O zaman da üstünde durmadım,
sadece daha yalnız hissettim.
İzlediğim futbolcular antrenör olmaya başladığında,
benden on yaş küçük oyunculara “yaşlı” dendiğinde,
sokakta mendil aldığım çocuğun bana “amca” diye seslendiğinde…
hiçbirini üzerime alınmadım.
Çok değil, birkaç sene önce
her gece küçük bir şişe viskiyi bitirip
sabah hiçbir şey olmamış gibi kalkabildiğim zamanlarda,
bir gün bunun beni yakalayabileceğini
hiç ihtimal vermemiştim.
Dahi denecek kadar zeki bir yöneticim, bir gece içki masasında
şöyle demişti:
“Bir gün gelecek, uyku sana seksten daha önemli gelecek.”
Gülüp geçmiştim.
Son sekiz yıldır her gece uykuyu ararken
o cümle daha çok aklıma geliyor.
Ama yine de konduramamıştım.
Hayatım boyunca hep heyecanlı, komplike kadınların peşinden gittim.
Klişeleri kırmak, kimsenin cesaret edemediğini yapmak,
aşkı doruklarda yaşamak, sonra en diplerde acı çekmek…
ve oradan şiire, sanata sığınmak.
En coşkulu mutlulukla en ağır depresyon arasında
bir sarkaç gibi gidip gelmek.
Bu bile zevk vermemeye başladığında
ilk kez durup düşündüm.
İki biranın bile ağır gelmeye başladığında…
İnsanlardan uzakta, bir dağın başında,
tam bir sessizlikte daha huzurlu olduğumu fark ettiğimde…
O zaman anladım.
Benim gözümde hâlâ çocuk olan yeğenim
genç bir kadın olduğunda…
Huzur tutkudan daha değerli,
sessizlik kalabalıktan daha güçlü,
iki bira uykunun gerisinde kaldığında…
Ve sanat bile sessizliğe yenildiğinde
anladım.
Yaşlandım.
GA,
Dubai, Nisan
2026.