Kaderine Kırgın Olanlar

Sabah hasta yatağımdan kalkıp kahvaltımı ederken; televizyonda alt yazı olarak şöyle bir ifade gördüm:
“Baykal: Kaderime Kırgınım.”
Bazı siyaset adamları bunu eleştirdi, hatta ben de.. Bunun yeni liderini selamlamaya hazırlanan CHP teşkilatı için “keyif kaçırıcı” olduğunu düşündüm. Ruhumun derinlikleri bu ifadeye kızdı bile.
Akşam olup da bir hava almak için çıktığım dışardan eve dönerken, yine çoğu zaman yaptığım gibi kendimi, hayatımı düşünmeye başladım. Kendi kendime sorarken, düşünürken, konuşurken şu cümleler çarpışıyordu beynimde:
“Hayata küstüm ben..Yok ya küsmedim. ..Hayata “küstüm” denmez..  Küsmenin içinde öfke vardır. Ben de öfke yok. Bir dargınlık var sadece galiba. Hani bir çok şey yaptığını düşünüp beklenti içine girersin ve gerçekleşmeyince onun muhatabına kırılırsın ya öyle birşey…Evet…evet..ben hayatıma dargınım..kırgınım. .Kaderime kırgınım!”

Kaderime kırgın olduğum cümlesi beynimde geçtiği anda birden aklıma yıldırım hızında Deniz Baykal ve Baykal’ın bu gecesi geldi. Sen 35-40 küsür sene siyasette kalacaksın ve bir gün kenara çekildiğinde, geri dönüp baktığında hiç bir zaman iktidara gelememişsin, iktidara hiç gelmemene rağmen geniş kesimlere kendini hiç bir zaman sevdirememişsin ve ömrümü verdiğin o parti seni hiç bir kurultayda bugünkü gibi coşkuyla karşılamamış. Hep bir umutla yeniden başlamışsın yenilgilerden, 3 kere Erdal İnönü’ye rakip olmuşsun yenememişsin. Gitmiş parti kurmuş Ecevit’le yarışmışsın hiç galip gelememişsin. Ömrünü verdiğin parti hiç bir zaman iktidara gelememiş sen her yeni döneme büyük bir umutla başlamışsın, çalışmışsın ama olmamış ne İsa’ya yaranmışsın ne Musa’ya..
Ve bir gün gelmiş senin sıfırdan aldığın parti iktidar için yolculuğa çıkarken sen uzaktan bakmak zorunda kalmışsın onlara..
Tıpkı benim gibi.. Ömrünü tek ve basit bir amaç peşinde harcamışsın. Manevi huzurun peşinden koşmuş, modern düzenin alıp yere çarptığı dostluk, hümanizm, adalet, aşk ve romantizm kavramlarıyla dolu bir hayat için uğraşmış durmuşsun ama asla o mutluluk dünyasında iktidar teveccühüne uğramamışsın.  
Dostlarının yanında olmuş; onları en zor zamanlarında yanlız bırakmamışsın ama bir çoğu için kötü filmlerin iyi yardımcı erkek oyuncusundan öteye gidememişsin.
Kadınlar sevmişsin, şiirler yazmış, romantik bir aşık olmak isterken çoğu zaman sadece bir “ara durak” bazen de üzerine basıp geçilen bir halı olmuşsun. Sen insanları yücelttikçe çoğalmış kıçındaki topuklu ayakkabı izleri..
Sen ne kadar değer vermişsen hayata, o kadar değersizleşmiş; ne kadar emek vermişsen, o kadar ezilmiş; ne kadar sevmişsen o kadar sevilmemişsin..
Şimdi Baykal istifa ederek pes etti! Ömrünü verdiği CHP’den de mücadelen de vazgeçti. Belki bugün evinde televizyonda kurultayın yeni liderini çılgınca alkışlarken aklından bunlar geçmiştir. En azından ben eve dönerken   beynimde birden uyanan “kaderime kırgınım” cümlesini söylerken aklımdan bunlar geçti..
Baykal CHP’den de mücadeleden de istifa etti, peki ben hayattan nasıl istifa edeyim?
Sanırım benim kaderim de  Baykal gibi.. Hayat bana mutluluk dünyasında iktidar yerine daha çok ana muhalefet görevini layık görmüş. 
Benim kaderim de Baykal’a benziyor gibi..

Biz birbirimize benziyoruz galiba..

Biz, kaderlerine kırgınlar!

One comment

Bir Cevap Yazın

Gökhan Akkaynak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin