Bir "Tape" nin Düşündürdükleri..
Ulus’tan Ankara’nın o hoyrat karlı kışında çıkmıştı gazetesinden biraz önce..
Evine daha uzun bir yol vardı ve yol boyunca belki de tek düşündüğü yolundaki karıncaları ezmeden evine nasıl ulaşacağıydı.
Yol da kış da çok hoyrattı alışılagelmiş kışında Ankara’nın.. Ulus’tan Bahçelievler’e arşınlanacak yolda karısını düşündü ve geçmişine doğru yolculuğa çıktı soğuğun bıçak kesicisini hissetmemek için..
Karısını ne çok sevdiğini düşünerek ısıtmaya çalıştı ince paltosundan kalbine vuran acımasız kar soğuğunu. Ne demekti Ulus’tan Bahçelievler’e yaya yürümek?
Daha yeni evlenmişti karısıyla. Düğün, gelinlik, gösteriş yoktu. Çünkü gösteriş onlar için anlamsızdı büyük aşklarının yanında .. Nikahlarını küçük bir salonda yapmışlar ve evliliklerini fotoğraflarındaki hayatlarına damga vuran sadelik ile sonsuzlaştırmışlardı.
Aslında evlenmeleri hiç de kolay olmamıştı, eşinin babası başta kendisinin kızına talip olmasına itiraz etmiş, kızını geçindiremeyeceği düşünerek bu izdivaça olumsuz bakmıştı. Ancak hem müstekbel eşinin hem de kendisinin büyük aşkına boğun eğmişti eşinin babası gündelik 2 lira maaş aldığı halde..
Gündelik 2 lira maaş alıyordu. Eşinin babası kendi evinde oturmalarını teklif ettiyse de o kira vermeden bu teklifi kabul etmedi. Hayatı boyunca kimseye boğun eğmeyen bu gencin ilk gövde gösterisiydi bu hayata karşı.. Evine her akşam iş yerinden yürüyerek gidiyor, böylece yol parasından tasarruf ediyordu. Soğuğa karşı savaşı değildi onun ki beraber olmak istediği insan için ve boyun bükmemek için hayata karşı bir savaştı onunkisi..
(..)
Çünkü o gösterişsizliği sadeliği kendine şiar edinen Tagore’nın hayranı ve çevirmeniydi.. Kendine ait jetleri de apartmanları da olmayan, havaalanında normal insanlarla birlikte kuyduğa giren adamdı o.
Çünkü o ele ele sevgiden başka birşey büyütmemiş büyük bir aşık ve son anında bile evinden milyon dolarlar çıkmamış bir başbakandı..
Ne kendisine ait gemileri, ne şirketleri, ne de akrabalarının servetleri vardı..
Ne bir gün yurtdışına kaçma ihtiyacı hissetti, ne de eş dost ve akrabalarını zengin etti.
Hapisteyken evinin geçimini eşinin sattığı ev eşyaları ile karşılayan, yakın koruma ve çalışanlarının çay kahve paralarını cebinden ödeyen, sabah 8 de işe ilk gelen bir adamdı o ileri yaşında..
Belki de o yüzden milyonlar dağlara taşlara “Halkçı” diye yazdı onun adını..
Belki de o yüzden ölümünün ardından herkes ve ömrünü geçirdiği eşi peşinden adıyla özdeşleşen mavi gömlek ve kasketlerle gitti.
Belki de soysuzlaşan onursuzlaşan çürüyen günümüz siyaseti onu bugün yaşadığı dönemden daha fazla değerli kıldı..
Ve Belki de bu yüzden böyle bir gecesinde ülkemin onun peşindeki gösterişsiz genç bir şair bu satırları yazdı.
GA,
İstanbul

Kardeşim duygularini çok iyi anliyorum, seviyorum seni ve bahsettiğin adami…