Kare Asları
“Üçe üç” diye bağırıyorlardı koca koca adamlar bir hüzünlü tiyatronun son perdesinde.. Ellerini gökyüzüne kaldırmadan az önce en ön sırada oturan iri yarı köylü şiveli adamın elini kaldırdığını ve arkasına dönerek kendilerine baktığını görmüşlerdi.
Hiçbir şey yapamazdılar..
Hiçbir şey yapmadılar..
Kalkan eller gökyüzüne, gökyüzünden ellerin uzattığı urganlar genç yaşta üç gencin boğazına saplandı o günden üç ay sonra…
(…)
24 Ocak 1972 tarihli TBMM oturumunda Deniz Gezmiş ve arkadaşının idamına “Evet” oyu veren Demirel’in durumu bu idi. Yıllar sonra bir belgeselde kendisiyle röportaj yapılırken bu konu gündeme gelince “Başka bi rşey yapamazdık” diyiverecekti..
1960’larda İnönü’ye rakip olup, Gümüşpala’dan partiyi devralma arifesinde Amerikan Morrison firmasının Türkiye temsilcisi bir firmada çalıştığından “Amerika’nın adamı” oluvermişti partililerinin gözünde . İlk olağanüstü kongrede Selahhattin Bilgiç’e rakip olduğundan delegenin kulağına “mason” olduğu fısıldanıyordu, mason diye sevmediler onu yeni partisinin bazı delegeleri..
Zaten hiç sempatisi olmayan solda Deniz’in idamına el kaldırmışken, 1970’lerde Ecevit’i komünizm himayesiyle suçladı. 1970’lerin sonunda “cephe” hükümetleriyle solun karşısında “baraj” olurken, para militer örgütlerin sokaklarda avladığı solcu gençlerin arkasından “tesbih çeken elden zarar gelmez.” diyen yine O oldu.. Soldakiler onu sevmemelerini katmerledi..
80’den 87 yılına kadar yaşamını cezaevi ve yasaklarda geçiren Demirel, 1990’larda Kürt meselesine güvenlik açısından militarist yaklaşınca bu sefer sevilmeme sırasını Kürtlere geçirdi..
Özal’ın ani vefatıyla cumhurbaşkanı olduğunda Demirel, yükselen ılımlı İslam’ın karşısına “Başörtüsüyle okumak istiyorsa Suudi Arabistan’a gitsinler” ve meclise türbanıyla ilk giren Merve Kavakçı için söylediği “Bunu islamın şartı sayıyorsa, bu islamın temel kaidelerine aykırıdır. Şöyle aykırıdır. Çünkü meclisteki diğer 29 hanım da müslümandır. Yani başını bağlayan müslüman, bağlamayan müslüman değil dersek bu fitnedir. İslam’da fitne katilden beterdir, bu fitnedir!” sözüyle dikildiğinde bu sefer kendi kurduğu parti ve islamcılar sevmedi onu..
Sevmeyenler..
Sevmeyenler..
Sevmeyenler..
Sevmeyenlere ragmen her kesimden insanla dolan bir yas evi ve o düşüncelerinin günümüz temsilcileri taziyelerini bildirmek için Güniz Sokak’taki meşhur evine akın ettiler.. Hani Erim hükümetini düşürüpte Black Label ile arkadaşlarıyla zaferini kutladığı Güniz Sokak’taki evine..
Tıpkı bir dönem solcuları katlettiklerini söyledikleri Türkeş gibi, Türkiye’de irticayı hortlattı dedikleri Erbakan gibi, ülkeyi yokluklar ülkesi haline dönüştürdü dedikleri Ecevit gibi onun da sağken sevdiğinden çok sevmeyenleri olmuştu..
Ancak kendi vatandaşını itip kalkan, cenaze için gittiği maden faciası ilçede markette vatandaşını döven, “senin oğlun iş bulamıyorsa ben napıyım” diyen, ellerini, sözlerini ve düşüncesini kadınlarımızın başörtüsünden, bedeninden, kürtajından, alkol kadehlerimizden, beraber yaşama sevgimizden, etnik kökenlerimizden çekmeyen bir sözde liderin olduğu ve siyaset zerafetinin bitip de siyasetin hızla toplumla birlikte dejenere olduğu bir coğrafyada yıllar geçtikte bu dörtlü kare asının önemi ve değeri daha da anlaşıldı..
Çünkü onlar sevilmeseler de cumhuriyetçiydiler..
Çünkü onlar cumhuriyet kuşağının iyi eğitimli ilk nesilleriydiler..
Çünkü onlar her daim siyasi terbiye içinde demokrasiye inançlı gerçek birer liderdiler.
Belki de bu yüzden yaşarken değil ama öldükten sonra pek bir sevildiler..
GA,
İstanbul
18.06.2015
