#Kederim Yok Gibi Çek Panpa!

Yine olmadı beğenmedi işte.. Halbuki ne kadar da özenerek almıştı ve dizlerine kara sular indirecek kadar dolaşmıştı en lüks mağazaları giyeceği bu elbise için..

Çok beğenmişti, çok sevmişti, çok beğenileceğini düşünerek bu gereğinden fazla siyah kıyafeti kendine seçmişti.. Pınar’ın  kıyafeti mağazadan alıp büyük bir keyifle üzerine geçirdiği o muazzam haz dolu anlar en yakın arkadaşının “bebişim şurada bir potluk mu var acaba” sözüyle yıkılıverdi.  
Demek ki kıyafet o kadar da güzel değildi, en yakın arkadaşı öyle söylediğine göre bu olmamıştı, bu kötüydü, bu atılmalı, kaldırılmalı yok edilmeliydi.. Dudaklarını yaklaşık 2 cm kadar taşırarak sürdüğü kırmızı rujlu fotoğrafı çok beğendiğinden aklına hiç getirmemişti en yakın arkadaşının kıskançlıktan o an yalan söylediğini ve  bazı kadınların en büyük rakiplerinin en yakın arkadaşları olduğu gerçeğini..
Bazı insanlar hayatlarını kendilerinden çok başkaları için yaşarlar. İlişkileri, değer yargıları, ve düşünceleri başkalarına güzel geldiği şekilde değişir, farklılaşır.  Başkalarının görüşlerine gore yaşam biçimleri, kıyafetleri, düşünceleri, yedikleri içtikleri değişir devrimsel bir biçimde değişir de değişir. Bizim hikayemizde Pınar işte o “güzide” insanlardan biridir..
Mesela çok mutludurlar, onların gülümsemeyen tek bir fotoğrafını göremezsiniz. Full HD  ve bol filtreli yansımalarına göre acı çekmezler, ay sonunu hep getirirler ve geceleri yalnız yataklarına girdiklerinde gözlerinden akan yaşlar yansımaz fotoğraf karelerine.. Kiminin eşiğine gore 30, kiminin eşiğine gore 40’lı yaşlarda eve anahtarla girmeninin hüznü sadece kendi içlerindedir, ağız dolusu “ipana gülüşleri”dir vitrinlerinden hep bize yansıtılan. 
Kanlıca’ya yoğurt yemeye, Boğaz’da rakı içmeye,  Eyüp Sultan Cami’si avlusunda kuşlara yem atmaya gitmezler ceplerinde fotoğraf çekebilecekleri herhangi bir şey ve üzerlerinde konsepte uygun kıyafetleri yoksa.. Onlar fotoğraf için rakı içerler, yogurdu Kanlıca’da beyaz t-shirtleri ile uyumlu diye tercih edip, yine Eyüp Sultan Cami’si avlusuna muhafazakar temalarını ispatlamaya giderler..

Şiirseldirler, edebiyata düşkündürler.. Orhan Veli’nin, Nazım’ın, Sabahattin Ali’nin sözlerini fotoğraflarının yanından, adlarını ağızlarından, ölüm yıldönümlerini laflarından eksik etmezler ama “Ben sana mecburum bilemezsin” dediğinizde ikinci mısrayı getiremez o kendinizi tren hissettiğiniz bir akşamda vagonunuzun dışındaki o yeşil gözün sahibi..
Senden daha komunist, senden daha müslüman, senden daha milliyetçi, senden daha özgürlükçü, senden daha demokrattırlar. Beğenilen ne varsa işte “senden daha”dırlar. Rakı sofralarında komünistçilik oynarlar benimle ve başlar anasondan kaymaya başlayan ağızlarında “tüm dünya işçilerinin birleşmesi” gerektiği..
Ramazan aylarında ise herkesten daha çok müslüman olur, rakı sofralarında oynadıkları komünistçiklere ara verirler. Bir türlü anlamazlar o aslan sütünün 1 takvim ayı değil, sürekli yasak olduğunu..Ruhlarını temize çıkarmak için bana müslümanlık dersi verirken, sahurla regl dönemi arasında bir gecede zina sıkıştıranları bile çıkar.
Ruh kaliteleri kot iki seviyesinde olmalarına ragmen, nedense rezidans tepesindeymiş gibi bir bakışları vardır bizlere.. Onların memleketleri güzeldir, onların oturdukları mahalleler, arkadaşları güzeldir.. Bizler bir çeşit yaban hayvanıyızdır şehrindeki rezidansın en güzel yerine apansız inmiş, memleketimiz söylenmeye utanılası; arkadaşlarımız yüz karasıdır..
Belki de o yüzden diğer herkesi yerin dibi, kendilerini ise kaf dağında görürken, sosyal medya profillerinde kendi fotoğraflarına olan beğenilerle mastürbasyon yapar ruhları ve hiç inmeyen egoları.. Arkadaşları makyajlarının aktığı günlerde yanlarında yokken selfie çubukları yardımına koşar, tıpkı bazı bi çare yalnızların fotoğraf ihtiyacına koştuğu gibi..
Ve maalesef fotoğrafını çekmeseler de yalnızdırlar, sinsidirler, korkaktırlar.  Yalnızlıklarına inat inadına kendilerini kalabalıkta görür, gösterir ve ama en savunmasız zamanınızda dilleri hazırdır yılan gibi sokar sizin mahreminizi..
Belki de hiç düşünmediler büyüklüğünü girdabın içine düştükleri.. 
Tıpkı metin yazarının yazarken düştüğününü farkettiği gibi..
GA,
İstanbul,
30.08.2015
Not: Pınar, o elbise güzel olmuş, giy bence!

Bir Cevap Yazın

Gökhan Akkaynak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin