Qualis Artifex Pereo
Zamanla ve gelisen teknoloji ile birlikte gunluk hayatimizdan cikan bazi esyalar vardir. Yasi benim gibi otuzun ustunde olan kusagin belleğinde halen taze olan cocuklugun vazgecilmezi kaset ve kasetcalarlar, gece vakti internete girmeyi gurultusunden işkence haline donusturen 56k fax modem cihazi, arabanin camini acmak icin cevrilen pencere kolu, tus hanesi cember seklinde olan sabit telefonlar, dev gibi govdesi kucagimizda tasinan CD çalarlar gibi.. Bir donem hayatimiza eşlik etmiş ama hayatin gelisimi icinde gunluk hayatlarimizdan cikarak yerlerini baska seylere teslim etmislerdir, sessiz sedasiz kimsenin hazir bulunmadigi devir teslim torenlerinde…
Ilk siirimi agaclardan yola cikarak yazdim, okumayi ogrendikten hemen sonra…Adi Orman’di siirin ve gonlunde yer edinebilmek icin siyah saclari balik sirti seklinde orulmus bir kiz icin yazilmisti.
Aradan yirmi yil gectikten sonra saclari “agaclari kiskandiracak” o kiz, benim en yakin arkadasim, dramatik bir sekilde aramizdan ayrildi. Bir gunde on yil yaslanmami saglayan, beni gunlerce hatta simdi yazarken bile aci icinde birakan bu travmatik vedayla nasil basa cikacagimi dusunurken, kurtulusun isareti ve vasiyeti erkek arkadasi tarafindan basbasa kaldigimiz bir aksam bana fisildandi :
“Hep yazmani istiyordu”
O gunden sonra kaleme bir baska sekilde sarilmaya basladim. Gerci o gune kadar da siir yaziyordum ama ondan sonra yazdiklarimla bir vasiyeti gerceklestirdigimi, bir yarayi kabuklastirdigimi, icimdeki sonsuz acidan kurtuldugumu hissediyordum. Her siirde, her dizede, bulunan yeni metaforda kucuk bir cocuk gibi elimde beyaz kagit Cigdem’e ve bir daha gelmeyecek cocukluguma kosuyordum mavi onluklerimle…
Iyi geliyordu…
Icimde kelimeler ve melodiler dans etmeye baslamisti, not aliyor ve onlari ihtiyaci olan insanlara gonderiyordum. Cunku hepimiz benzer hikayelerden geciyorduk hizla materyallesen bu bitik “Alem-i Cihan”in icinden ve siir bir yerde yaraya merhem olabiliyordu hepimiz icin…
Bazen kalplerinin carpis yonunde karsilik bulamayan arkadaslarim, bazen ayrilan ciftlerin ardindaki cocuk, bazen aldatilan kadin, bazen iki kadin arasinda kalan erkek, bazen sokagi supuren bir copcu ve bazen de topragin altinda yatan bir cenaze yerine kendimi koyarak yazıyordum vasat siirlerimi, bu yazinin amaci gibi illa herkes tarafindan okunsun diye degil sadece yazilmasi icin yazarak…
Ve odulum yazilan siirle bazen baristiklarini mujdeleyen kuskun ciftlerin birinden bir telefon mesaji, bazen sevdiğiyle beraber oldugunu müjdeleyen çiftlerden biriyle yapilan coskulu bir telefon konusmasi, bazen blog uzerinden isimsiz atilan duygu dolu mesajlar, bazen gonderilen tebessum dolu fotograf kareleri ve bazen de blog takipcilerinden bazilariyla yapilan bulusmalardaki ovgu dolu sozcukler oluyordu. Yazilan siirler uzerinden taninmayan ve bu metropolde ayni acilarla yogrulmus insanlara ulasip onlara yaralarina iyi gelmek bana da iyi geliyordu ve Gokhan elinde kagit kalem ile kosuyordu iste…
Elinde kagit kalemle cocukluguma dogru kosarken, yolu siirden ve sanattan gecmis bazi dostlarim ile yakin arkadaslarim beni uyariyordu “siiri birak”diye. Bir cok arkadasim siirlerini yakti, sildi ve kaldirdi kendilerinin bile ulasamayacagi raflara… Ruhlarini naftalinleyip tavan aralarina kaldirdilar cemaati sadece kendileri olan sessiz sedasiz cenaze merasimleri esliginde…
Cunku devir siir devri degil dediler, devir materyallerin, devir para ve parayla alinabileceklerin, kasli erkek ve kivrak kadin vucutlarinin, ureme ve uretim organlarinin, devir sahip olunan material ile yapilan sovlarin, uzuvlar ile uzuvlarin icinde hareketli baska uzuvlarin devri dediler…Edebiyat gereksiz; insan hayatlari materyallerle degis tokus edilir siirlerle degil dediler, siir yazmak seni kucuk dusuruyor, zayif gosteriyor, aslinda oldugun adamdan cok bir sumsuk gorunuyorsun, yapma dediler; dinlemedim!
Aptal olmayan bir adam olarak, tum bu gercegi zihnimle gormeme ragmen, siirin maglubiyetini kabul etmek istemedim ve kosmaya devam ettim elimde kagit kalemimle sevdigim kadinlara…En zor zamanlarimda, gecis donemlerimde, parasiz yillarimda isler zora girdiginde benden nasil koptuklarini gorsem de, bedenlerinde ve ruhlarinda kazandigim herseyin sahip oldugum materyal seylerden kazanildigini bilsem de siirin ve askin maglubiyetini kabul etmeden yazmaya, siirsel dunyaya inanmaya devam ettim. Cunku tarih Romali zenginleri yazmazken Nero’yi halkina karsi siir okuyup sarki soylenen bir imparator olarak yazardi, Nazim Hikmet’i mahkum eden savciyi bilmezken “sen de ben kutba giden bir geminin serguzestini” diye baslayan siiri kaydederdi asiklarin yuzyillar boyunca birbirine okuyabilecekleri siir defterine…Sinirda Sabahattin Ali’yi sunguleyenleri bilmezdi tarih ama Kurk Mantolu Madonna yarim yuz yil sonra bile kitap raflarinin en tepesinde dururdu. Her zaman kazananlari degil, sanat ve sanatla yogrulmuslari yazardi bir yerinde ve siir her seferinde kazanirdi…
Belki de bu yuzden yillarca buna inanmaya devam ettim, ne aldatildigimi ilk kez ogrendigimde, ne askerdeyken terkedildigimde, ne hayatin zor gunlerinde ve parasiz zamanlarimda yanimdaki kadinlarin bir itir gibi ansizin ucup gittiklerinde siirin kaybettigini materyalizmin kazandigini asla dusunmedim. Cunku siir materyallere kaybetmezdi ve kazanirdi sanat mutlaka evrenin bir yerinde bir gun… Arkadaslarimin buyuk bir koruma ic gudusuyle surekli birak telkinlerine ragmen..
Iste bir donemin kapanis zilinin o siralarda caldigini hissettim, ugruna bir suru siir yazilmis, omurden yillari, kafadan saclari alip goturmus ve cok buyuk oldugu iddia edilmis bir sevdanin parmaginda altindan prangalari gordugumde ilk kez fisildadim kendi kendime:
“Siirler yenildi”
Tam bunlari kendime fisildadigim gunlerin birinin aksaminda uzun suredir mesai harcadigim isin sonucu olan o teklif ve o teklifin sonrasinda Allahin takdiriyle başka bir kadin daha hayatima geldi. Yine tekrar siire sarilabilirdim ya da gorundugum insan olabilirdim. Vasiyetten midir yenilgiye doymayan pehlivanin son bir gures isteğinden midir bilinmez giderayak siirlerimin kazanmasini gormek istedim ülkemden ayrilmadan, sadece bir kez inandigim seyin zaferini gorup oyle gitmeyi istedim.
Ama maalesef..
Tanistigimizda siir sevdigini soyleyen kadinin ayrilma gunu geldiginde alayci bir gülümsemeyle `Sahi yahu sen neden siir yaziyorsun?` sorusu artik en kor insanin bile gorecegi maglubiyeti tescilliyordu ve ulkemden ayrilmama yirmi dort saatten az kala toplanmis esyalarimin yaninda zuladaki kalan viskimin son damlalarini tuketirken ulkem bana sunu fisildiyordu bu sefer de:
“Sairler devrinin sonu..”
(***)
Bana ulkemden ayrilmadan once bir cok soru soruldu, bunlar içinde nereye gideceğim, ne kadar para kazanacagim, orada nasil yasiyacagim en popüler olanlariydi. Cevremde eksik olmasinlar her insan samimi olarak benim adima sevindi ve bu sevincin coşkusundan midir bilinmez bir sadece neden sorusu soru envanterinden cikma sansini dile gelme sansini bulamadi.
Hayatim boyunca akil ve dusuncelerimin beni cikardigi her yolda huzuru yakaladigim gerceginden yola cikarak, siirlerin siirsel dusuncelerin sanatin ve estetigin hayat minderinde coktan tus oldugunu gordugum bir ulkede kalmamin benim gelecegim artik bisey ifade etmedigi icin enerjimi siirler yerine kendim icin harcamaya karar vermistim. Iste simdi bu nedenle de uzun ve kimine gore de can sikici bu yazidan sonra siir yazan kalemimi kasetcalarlar, pencere cami kolu, ankesorlu telefon, CD calar gibi artik devrine ait olmayan esyalar arasina kaldiriyor; dizelere ve dizelerime sirtimi dönerken bir zamanlar masamda da yer almis Nero’nun intihar ederken soyledigi son sozu aci bir tebessümle hatirliyorum:
`Qualis artifex pereo!` (Icimde bir sanatci ölüyor!)
GA,
Istanbul-Dubai,
11.09.2016
