Neden Şiir Yazar İnsan?
Çokça karsı karsıya kaldığım sorulardan biridir “Neden şiir yazıyorsun” sorusu. Aslında bu sorunun içindeki esas cümle neden böyle saçma sapan şeylerle uğraşıyorsundur da karsımdakiler benim tersimin pisliğinden cesaret edemedikten böyle sorular sorarlar belki de. Sadece benden ayrılmak üzere olan kadınlar hariç, onlar daha direkt yaklaşmayı tercih etmişlerdir bu duruma.
“Sen beni sevmiyorsun söylediğin gibi, acı çekmeyi seviyorsun şiir yazmak için sanatın için beni kullanıyorsun” diyenden tutun da “Şiir yazmandan hoşlanmıyorum o ne öyle saçma sapan” diyenlere kadar…
Ben de bunu çok düşünmüşümdür. Bir insan neden şiir yazar? Söylediklerini gayet basit çoğu zaman da hiçbir yaratıcılık gerektirmeyen bir yolla bir özne bir tümleç ve bir yüklem kullanmakla anlatacakken, neden kelimelerin melodisine kendisini kaptırır da kulağını uzak yoldan tutmayı tercih eder?
Şiir yazmaya ilkokul yıllarımda başlamıştım ama o zaman şiir yazdığımın farkında bile değildim dürüst söylemek gerekirse. Her sabah yoklama saatleri olurdu ve ben gözümü almakta zorlanırdım Çiğdem’in at kuyruğu tabir edilen saclarından… O kadar içten, o kadar samimi ve damıtılmış bir sevgiydi ki bu, onu ifade etmek için kıvranırdım. Başka çocuklar gibi ağzım laf yapmaz, özne tümleç yüklem basitliğinde kuramazdım ona karşı çocukça hayranlığımı ifade etmek için. Saatlerce ağacımızın yanında oturur oradan buradan sohbet ederdik, eve yürürdük derslerden konuşurduk ama ben bir turlu anlatamazdım o saçların gerisinde çektiğim acının onda birini. Bir gün nasıl oldu bilmiyorum bir şiir yazma ödevi gibi bisey verildiğini hatırlıyorum çocukluğumun hafıza dolabına baktığımda, onu düşünerek saclarını düşünerek ona ilk şiirim olarak hatırladığım su mısraları yazmış ve ona okumuştum şaşkın bakışları arasında:
Benim güzel ormanım
Sana saygı duyarım
Senden başka kim var
Benim dünyamda
Çimenlerin üstünde yatar dururum
Sana bisey olursa suclusu ben olurum
Bu masum dizelerle sacların ötesinden çok uzağa giderek, yine her zaman yaptığım gibi ana konunun çok uzağından dolaşmıştım. Çiğdem bunu anlamadı, hatırladığım kadarıyla sadece gülümsedi ve bunu Orman Bakanlığı’nın kuruluş yıl donumu sebebiyle yazılabilecek bir şiir denemesi olarak kabul etmişti çocuk akli. Sonra yıllar yılları kovaladı ve gün geldi o sacları at kuyruğu olan kız benim en can arkadaşım oldu, ondan başka kimsem yoktu dünyamda ve bir gün ona bisey oldu, suçlusu ise ben… Çocukça kafayla yazdığım şiirin mısraları sonra hayatin içinde bir şekilde gerçek oldu.
(…)
İlkokuldan yıllar sonra yıllar benim için çok başka ve çok hızlı ilerledi. İllerde yazacağım birçok şiirin içinde geçecek temaları oluşturacak ayrılık, özlem, hasret, çaresizlik ve yalnızlık o yıllarda bana her gün binlerce materyal verecek şekilde gelişiyordu ve ben not alıyorum ilk karanlık şiirlerimi sonradan atılacak okul defterlerimin kenarlarına. Sonralarında kaybettiğim ve bir soba sıcaklığında ya da bir bodrum duvarlarında defter içlerinde çürüyecek hislerimi…
Üniversite yıllarıma geldiğimde, bu sefer ayrılıktan alabileceğim tadı almıştım. Hayat bana yeni deneyimler sunmaya karar vermiş olacak ki bu sefer ihanetle beraber ayrılıkla tanışmıştım. Ihanete uğramamanın verdiği acıyla Bursa’dan Ankara’ya giden bir otobüs yolculuğunun mola yerine gelmeden daldığım uykumdan uyandım ve adetim hiç olmadığı halde yakınımdaki arkadaşlarımdan bir kâğıt parçası ile kalem istedim. Az sonra bir akbil fişi ve kalem uzatıldığında ben ondan sonra 17 yıl sureyle sürekli yazacağım ve bu sefer kaybetmeyeceğim şiirlerden birini oracıkta kaleme almıştım:
Sen ki bana uykuları dar eden,
Sen ki bana hayatı zehir eden,
Sen ki beni kendime düşman eden,
Sen ki, hıçkırığım
Sen ki, kâbusum
Sen ki, yılların omzuma verdiği yeni bir acı
Sen ki boğazımdaki şey
Sen ki,
Suratına tükürülesi…
Bu şiirdi ondan sonra asla kaybetmediğim ve bir yerle mutlaka yazdığım şiirleri her gün 17 yıl boyunca yazmama başlama anım…
O günden sonra hep ve sürekli bir şekilde yazmaya devam ettim. Bu yazma şarttan koşuldan bağımsız bir şekilde devam etti. Gün geldi askerde eğitim molasında şafak kartının arkasına yazıldı, gün geldi bir toplantıda not tutma bahanesiyle ajandaya, gün geldi bir bar sandalyesinde içkimin altında verilen bir peçeteye yazıldı, gün geldi yazılmış gelişi güzel bir cümleye karşın yazılan bir whatsapp mesajından doğdu, gün geldi çekilmiş bir fotoğrafa saatlerce bakılmasıyla bilgisayara kaydedildi. Koşullar ve şartlar ne olursa olsun yazılması devam etti.
Bugün geçmişte yazdığım bu şiirleri tekrar bir araya toplarken ister istemez yazdığım şeylerin üstünden geçiyorum. Ben şiirlerimi toplarken en kötüsünden içinde en umut vadedene kadar hepsinin hissedilmiş sahici hislerle yaz ildiğini fark ediyorum. İçlerinde bir ilişkiyi sağlama almak, bir ilişkiyi oluşturmak ya da birilerinin sempatisini kazanmak için yazılmak için “ısmarlama” yazılmış tek bir şiir bile yok ve bu inanılmaz mutlu ediyor beni. Çünkü şiirlerim benim çocuklarımdı, yaşadıklarımın, hissettiklerimin yansımalarıydı. Onlar kotu de olsalar çirkin de olsalar güzel de olsalar aslında neyseler oydular ve ben bunu onlarda görüyorum. Çocuklarımı hislerimi bir şeyleri elde etmek adına kullandırmamış, ari ve damıtılmış bırakmış olmakla gurur duyuyorum.
Yazının başındaki konuya gelirsek, bir insan niye mi şiir yazar? Çünkü başka turlu konuşmayı söylemeyi bilmez de onun için diyebilirim anca buna. Sen mesela seni seviyorum dersin ben “sen de ben kutba giden bir geminin sergüzeştini” diye başlarım, sen hayattan bunaldım artık dersin benim aklıma “ben de esmeliyim senin gibi delice/ zaman zaman mağlup olsam bile etime/ insan olmak dokunuyor haysiyetime” dizeleri gelir. Sen terkedilince çok acıyorum dersin, ben “ben sana mecburum bilemezsin/adını mıh gibi aklımda tutuyorum” derim. Sen kendini kapan altında hissediyor olabilirsin ve özgür hissetmiyorum dersin ben sana “aksam erken iner mahpushaneye” diyebilirim en fazla. Sen şehitler ölmez vatan bölünmez diye bağırırsın ben sana “en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında/ Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim” derim.
İşte belki de bu yüzden sen hayatla doğrudan iletişim kurarken, ben belki doğrudan konuşmaktan korktuğumdan hayatla melodiyle konuşabilirim.
GA,
Dubai,
12.04.2020