SIKILIYORUM
Kendimi bildim bileli sıkılıyorum. Sıkıldıgım bazen gittigi tatillerden, yaptigi alisverislerden bahseden insanlar oluyor, bazen hic okumadan dogruluguna yuzde yuz inanarak ve sizin sorgulamaniza izin vermeyen nutuklarin sahipleri, bazen de kendi yasadiklarina isyan etmek icin kendini yozlasmanin cukuruna atmis halde size sahip oldugu bedenlerini vererek gecmisten kendince hesap almak icin sizin bedeninizi kullanacak kadin vucudu uzuvlarindan.
Sıkılıyorum…
Bu sıkılma kendimi bildim bileli hep vardi ama buyudukce yaslandikca o da benimle beraber buyudu, gelisti. Bazen sohbetleri sadece seyahat ettigi ulkeleri anlatan bombos sig muhabbetlerden, bazen dunyanin ne kadar kotuye gittigini anlatan demogoglardan, bazen de sirf konusulmus olmak icin konusulmus konulardan sıkılıyorum. Insanlar guya birbiriyle bulusuyor, guya konusuyor ama kimse birbirini tanimaya calismiyor, sig diyaloglar icinde nasil var olurum dusuncesi gogsume saplaniyor, daha bir sıkılıyor buluyorum ruhumu.
Bazen bu sıkılmam o kadar buyuyor, kabugunu oyle bir kiriyor ki, sıkılmaktan sıkılıyorum. Kendimi sokaga atiyorum, yarim paket sigara esliginde cekmek istedigim fotograflari cekip onlara bakip baska bir dunyaya gitmeye calisiyorum. Asaf’dan dizeler okuyorum kendime, Pamuk’un uc sayfada anlattigi bir otobus kazasi tasvirini kendimden gecerek defalarca okuyarak avutuyorum kendimi, Kuskan’in agzindan salyalarini akitarak “Vivaldi, Antonio Vivaldi.. Hic Sevmem” deyisiyle beynime dikiyorum hic bir zaman bitmeyecek viskilerden bir kadehi daha… Yaraya pansuman oluyor, ama tabiki gecmiyor.
Hep duydugum ve haklilik payi olmasi gerek diye dusundugum dostlarimin laflari geliyor aklima… Ben acidan besleniyormusum, ben depresif olmayi seviyormusum, ben kendimi uzmek icin bahane yaratiyormusum. Dogru mu bunlar? Inanin bilmiyorum, tek bildigim, sıkılıyorum…
Dostlarimin suphe etmedigim iyi niyetini bir yere koyarak bazen sorgularken buluyorum kendimi bu soylenenleri dogru kabul edip: neden bir insan kendini mutsuz etmek ister? Neden aci cekmek ister? Neden bir gununu kafasini yastiga koyuncaya kadar icine girdigi ve cozmek icin hayatini harcadigi o kapanda kalmaya razi olur ki? Cevabini saatlerce icerek ve Dream Theathre’nin cok sevdigim bir balladini dinleyerek ariyorum, olmuyor. Cunku kendime aci vermek istemiyorum, soylenenlerin mantiksal nedenini bulamiyorum ve sadece ama sadece sıkılıyorum.
Sonra internetten arama motorlari giriyor devreye, buldugum her sıkılma belirtisi gosteren psikolojik hastaliklari okuyorum. Tukenmislik sendromu diyorlar yok diyorum, major depresyon artik belirtiler uymuyor, kendine zarar verme var mi peki diyorlar yok diyorum, secenekler eleniyor ve hic bir sey kalmiyor. Hastanelerin sitelerinde bir cok farkli doktorda, bu sorunun cevabini ariyorum. Bana kendine iyi gelecek birseyi bul ve yap diyor hepsi, iyi gelen seyi bilmiyorum diyorum. O nedir diyorum, onu da sen bul diyor gozluklu gozluksuz kadin erkek beyaz siyahi doktorlar ordusu, peki diyorum elime tutusturulan recete ile ayriliyorum soguk hastane odasindan…. Moduma gore degisiyor yazdiklari ilaclarin dozlari, placebo gibi bir sihirli degnegin dokunacagi umidiyle yutuyorum ilaclari… Yarilanma omurleri geciyor, kafam ickisiz de guzel gibi, ickiden tasarruf ettik diyorum ama uyandigimda ertesi sabah o ses uyusuk da olsa yine soyluyor oldurucu cumlesini: Sıkılıyorum…
Cok buyuk bir arzuyla, cok buyuk bir imrenmeyle bakiyorum bir akan suyun siriltisindan, o gun acan pruzsuz gunesten, tarlasinda yetistirdigi domatesten, buyuyen cocugundan, gozyuzunde yukselen dolunaydan, zamaninda gelen bir siparisten, duydugu bir guzel sozden, ciktigi bir tepeden, doktorun hamilesiniz demesiyle bardaktan bosanircasina akan yagmurda mutlu olan insanlardan… Yavrularina isil isil gozlerle bakmalarini izliyorum, dunyanin zirvesine oturmus edasiyla yetistirdikleri domatesleri cocuksu bir istahla dislemelerine bakiyorum, yelkenlileri acik denizlerde giden gemilerde bir tayfa olduklarinda yasadiklari heyecani goruyorum… Bakiyorum, goruyorum, olmak istiyorum. Yapamayinca su dizeler ususuyor aklima not almaliyim diyorum:
“Siz ki dunyanin en sansli efendileri
Siz ki yagmurda sirilsiklam islandiginda bile gozleri isil isil insanlar
Bana soyleyin sizin gozunuz nereye bakar
Bana soyleyin ne olur sizin yureginizle dolup bende olmayan ne var
Ben de bir ademogluyum
Sizle ayni dunyaya bakiyorum
Sizin kadar olmasa da bu baslangic ve bitisinde evrenın
Ben de yasamak istiyorum”
(…)
Birden bir ses yukseliyor zihnimde avaz avaz bagiriyor, “bir sey yiyecekmiyiz?”diyor gozlerini gozlerime diken sarisin kadinin yesil gozlerini, derin gogus dekoltesindeki memeleri gozume giriyor. Tabi diyerek menuyu istiyorum, bir garson geliyor masaya agir adimlarla…
Ben evimde yazacagim yaziyi dusunuyorum, masadan en erken nasil kalkacagimi dusunerek bunlari kafama not aliyorum…
Artik gitmem gerek, sıkılıyorum….
GA,
17.10.2020