Değer miydi?
İçimde bir sızı oldu takvimime bakınca..
Bir şey vardı bugün..
Evet bir şey olmalıydı, hatırlayamadım ilk önceleri..
Önce aklıma sevdiğim birinin doğum günü geldi ama yok bu değildi!
Sonra yarın yapacaklarımdan birini mi unuttum da bu yüzden yarın bir şey var diyorum dedim ve planlarımı düşündüm.
Yarın aslında işimde sıradan bir gündü, yine elimde bilgisayar bu şehrin bir sanayi semtine doğru gidecek hayat kavgasında kendi payıma düşeni oynayacaktım. Sahibi uluslar arası sermaye olan şirketimin menfaatini ve kanunlarla yöneticilerimize verilmiş yetkilerin yerel yöneticilerce usulünce kullanıp kullanılmadığını tespit etmek için yollara düşecektim.
Başka ne olabilir ki yarın, bir şey olmalıydı diyor ama hatırlayamıyordum. Fenerbahçe kupayı kaybetmişti yine, yarın bunun geyiğini yapacaktım bu muydu? Hayır!
AKP 1980 anayasasını değiştiriyordu. Daha demokratik, daha çağdaş, daha liberal bir ülke olacağımızı söylüyorlardı, bunla ilgili kritik bir maddenin oylaması mı vardı yarın benim için? Hayır!
Yarın bir şey vardı, yarın bir şey olmalıydı..
Birden kafam bunla meşgul internet sayfalarında sörf yaparken gözüm üzerinde Çaplı-Dündar- Birand yazan bir kızıl kitaba ilişti ve o an işte içim sızlamaya başladı.
Bu hayat kavgası içinde, bu birilerinin çıkarları içinde koşarken, birilerinin üzerine “şal” örttüğü anayasayı tekrar sözüm ona eski haline sokmaya çalışırken yitip gitmişti aklımdan 38 yıl önce bugün katledilen üç beden..
Sızı ile karışık bir vicdan azabı kapladı içimi..
1961 Anayasasının tamamen uygulanmasını isteklerinin dönemin iktidarınca nasıl bastırıldığı, Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği sloganlarını atmalarını ve ağızlarından hiç eksik olmayan “Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” hayallerini düşündüm.. Son anda yaptıklarından hiçbir pişmanlık duymayan bir adamın, bilim adamı olmasını öğütlediği kardeşinin bu sistem karşısında bir mali müşavir olduğunu düşündüm. O gün onları kullanan adamların bugün holding patronu, kalemşör ve danışman olduklarını suların başlarını tuttuklarını düşündüm..
İçim bir daha sızladı ve üzüldüm..
Ağzımdan tek bir sözcük dökülüverdi:
Değer miydi çocuklar, değer miydi?
iga,
05.05.2010
6 Mayıs 1972 Sonrası ne oldular?
Cevdet Sunay-(12 Mart Dönemi Cumhurbaşkanı, Eski Genelkurmay başkanı, 27 Mayıs 1960 sonrası yapılanan Silahlı Kuvvetler Birliği cuntasının başındaki komutan)
Sunay, 1973’e kadar görevini sürdürüp yerini yine eski bir askere Emekli Oramiral Kortürk’e bıraktı. 1982’de ölene kadar 27 Mayıs ve 12 Mart’ta kilit adam olmasına rağmen hiç konuşmadı.
Nihat Erim ( Dönemin Başbakanı)
12 Mart ara rejim dönemi sonunda köşesine çekildi. 1980 Temmuzunda yeni bir darbe arefesinde Dragos’taki evinin önünde Dev-Sol’un düzenlediği bir süikastte öldürüldü.
Memduh Tağmaç (Dönemin Genel Kurmay Başkanı)
1972’de gücünün zirvesindeyken emekli oldu, Emekli olmadan önce kara kuvvetleri komutanı Gürler’in yerine geçmesini önlemek için Gürler karşıtı cunta Ziverbey’deki gözaltındakilere işkenceler yaparak Gürler aleyhine ifade verilmeye zorlandı. Ama sonuç değişmedi. 1972’de görev süresi doldu emekli oldu. Ara rejimde ülkeyi Sunay ile birlikte yönetmesine karşın hiç konuşmadı.
Faruk Gürler (Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı)
12 Mart’ın kudretli kara kuvvetleri komutanı 1972’de genelkurmay başkanı oldu. 1973’te cumhurbaşkanlığı makamı boşalınca görevinden ayrılıp, cumhurbaşkanı adayı oldu. Askerin tüm baskısına rağmen Demirel ve Ecevit’ten Gürler’e oy çıkmayınca seçilemedi. 2 yıl sonra öldü.
Süleyman Demirel ( Dönemin Devrik Başbakanı ve Adalet Partisi Genel Başkanı)
12 Mart’ın rövanşını 1 yıl sonra Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirmeyerek aldı. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı meclise geldiğinde, “üçe üç” sloganları arasında “Evet” oyu vermesi tartışma konusu oldu.
Turhan Feyzioğlu (Dönemin Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı)
CHP’de ortanın solu muhaliflerinden olan Turhan Feyzioğlu, Deniz Gezmişlerin idam kararlarına “Evet” oyu verdi. 1975’te Demirel başkanlığında kurulan 1. Milliyetçi Cephe hükümeti ile 1978’deki Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı görevini üstlendi. 12 Eylül 1980 darbesinde, Evren tarafından başbakanlık verilmesi düşünüldüyse de Demirel’in desteğini alamayacağını anlayınca kendiliğinden vazgeçti .1988’de öldü.
Ali Elverdi ( Deniz Gezmiş davasının mahkeme başkanı)
İdamlardan 2 yıl sonra 1974’te tuğgeneral rütbesiyle emekli oldu. 1975 seçimlerinde Adalet Partisinden Bursa Milletvekili oldu. 18 Nisan 2010’da soluk borusuna yemek kaçması sonucu öldü. Davalarla ilgili kararlarda asla pişman olmadı.
Baki Tuğ (Deniz Gezmiş davasının savcısı)
Davadan sonra Albay rütbesiyle emekli oldu. 1991 seçimlerinde Ankara Keçiören bölgesinden DYP milletvekili seçildi. Zaman zaman grupta Demirel’e karşı yumuşak çıkışları ile de tanınıyor. Bir ara Cindoruk’u genel başkan seçtirmek için uğraşann milletvekilleri arasında yer aldı. Cindoruk’un genel başkanlık yarışından çekilmesi üzerine Çiller’i destekledi. Kongrede de Çiller’in kazanması için en büyük mücadeleyi verenlerden biri oldu. Ancak kabineye giremeyince Çiller’e başkaldıran ilk milletvekilleri arasında yer aldı.