Pandora’nın Kutusu: Neden Sorunlu Kişilikler İlgimi Çekiyor?

Saat sekize iki dakika var… Haftalık terapiye ayrılan süre bitmek üzere. Göz ucuyla kestiğim bilgisayar ekranının sol üst kösesindeki saate baktıktan sonra terapistime kalbimin üzerinde yıllardır oturan soruyu adeta kusar gibi birden haykırıyorum:
“Hocam, ben neden sorunlu insanlardan hoşlanırken daha stabil ruhlu insanlara karşı bir şey hissetmiyorum?”
Terapistim bir an gülümsüyor ve belki de aylara varan konuşmaların ana konusuna ulaşılmış olduğunu düşünüyor. İşte nihayet o konuya geldik diyoruz ve bu konu üzerinde çalışmaya başlamak için sözleşiyoruz, ajandama bir sonraki hafta başlayacağım Pandora’nın kutusunun açılış töreninin tarih ve saatini kaydediyorum: 31 Ağustos saat 20:00.
Evet insanların kafası ve ruh dünyası son birkaç yılda belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar karıştı ve hepimiz hayatımızda hiç olmadığı kadar birçok karşı cinsle angaje olmaya başladık. A kişisi travmasını B kişisine vererek B’yi suiistimal etti (abuse), B bundan çıkış için C’yi, C’ de D’yi… Böylece kendi içimizde yozlaşan ve birbirimizi yozlaştıran sosyal ağlar kurduk. Dışardaki dünya (bana göre) ne kadar bozulsa da ya da en azından benim ona uyum sağlamam gitgide zorlaşsa da hala bu dünyanın içinde stabil kalabilmiş ruhlarla sahip insanların da olduğu, bunların hayatıma girdiği de vaka iken neden bu insanlara karşı içimde en ufak bir heyecan duyamıyordum? İşte bütün hayatıma sekil veren bu yedi senelik yolculuğun sonunda en önemli konu ve son mücadele cephem bu şekilde açılmış oldu.
Hayat bana kadınlar konusunda çok cömert davrandı. Fiziksel olarak kendimi çekici olarak tanımlamıyor olmama rağmen, sanırım biraz iletişim becerim biraz da bu psikoloji islerine çok kafa yorduğumdan olsa gerek dünyanın her yerinden birçok kadınla kısa-uzun ilişkiler yaşadım. Her insani genellemek doğru bir yaklaşım olmasa da bütün hayatımdan geçen kadınları iki ana gruba indirgemek ve onlara karşı olan davranışlarımı özetlemek şu şekilde mümkün görünüyor:
1-) Herhangi bir mental rahatsızlıktan müzdarip olmayanlar: Bu kadınlarla bir şekilde ilişki sevgi boyutunda başlasa bile, bir süre sonra ben aşırı derecede sıkılıyor, ilgimi kaybediyordum. İçimde hiçbir heyecan hissi olmadığından ve karşımdaki kişiye romantik hislerden çok büyük bir saygı hissi içinde olduğumdan o kişiden ayrılmayı tercih ediyordum.
2-) Bilinen ya da bilinmeyen bir mental ya da kişilik bozukluğu rahatsızlığından muzdarip olanlar: Bu kadınlardan fiziksel olarak çekici bulmadıklarımdan ayaklarımı kıçıma vura vura kaçıyorum. Kadın fiziksel olarak çekici ise, taşıdığı zihinsel karakteristik sıkıntılara ilaveten önüme bir de ona ulaşmak için bir engel koyulmuşsa (Ör: ailenin bu ilişkiyi onaylamaması, unutulamayan bir sevgili vs.) bu durumda ben en sevdiğim ama benim için en tehlikeli boyuta geçiyorum. Tüm dijital göstergelerim bir anda yeşil yanıyor ve bir an da o kadın benim “hayatımının kadını” oluyor. Bu süreçten sonrasını evde pijamasıyla belgesel izleyen, bir şeyler okuyup yazan o sıkıcı adamdan çıkıp tam bir romantiğe dönüşme sureci izliyor. Sayfalarca şiirler yazılıyor, mektuplar yazılıyor bir roller coaster a binmiş gibi duygu durumum o anlık onunla ilişkimin durumuna göre iniş ve çıkışa başlıyor. Çıkışlar ne kadar coşkulu ve heyecan verici ise düşüş de dramatik oluyor, bulutların üzerine çıkarılıyorum ve sonra oradan serbest düşüşe bırakılıyorum.
İnanın bana, bu dünyada bipolar veya borderline bir kadın sevmediyseniz ya çok kontrollüsünüzdür ya normalsinizdir ve de bunlarla eş anlamlı olarak bence hayatınızın aşkını yaşamamışsınızdır. Çıkarken öyle bir çıkarsanız ki, dünya her şey gözünüze renkli gözükür, bir şişe viski içmiş ya da en etkili uyuşturucuları almış gibi bir kafayla gezersiniz. Bu mutluluk öyle baş döndürücüdür ki, geceleri uyumak istemezsiniz hep o anın tadını çıkarırsınız. Benim gibi eski ruhlu bir romantik iseniz şiirler yazarsınız, arka arkaya içkileri yuvarlar mutluluk sarhoşluğundan sakinleşmeye çalışırsınız. Yükseğe ve daha yükseğe! Bir uzay aracına binmiş gibi yükselirsiniz, ama yükseldikçe düşeceğiniz yüksekliğin arttığını görür tedirgin olursunuz. Şimdi çıkması güzel de ben buradan düşeceğim o zaman ne olacak korkusu da girer kanınıza yükseldikçe, o zaman kalbiniz daha hızlı çarpar ve sakinleşmek için daha bir yakınınızda durur alkol şişeleri. Nitekim çok da uzun sayılmayacak bir süre sonra o düşüş anı gelir, hatta çıkış ve iniş anları gün içinde sayısız kere olur bazen. Benim bir gün içinde yedi kere aya gidip oradan tekrar okyanusa düşmüşlüğüm vardır, o yüzden bu yolculuğu çok iyi bilirim. Düşüş anı inanın bana şarkılarda şiirlerde anlatıldığı gibi öyle çok basit anlatılacak bir durum değildir, o renkler bir anda solar. Bırakın şiir yazmayı, yataktan çıkmak istemezsiniz. O kocaman yarattığınız dünya bütün ihtişamı ile başınıza çöker, tonlarca betonun altında kalır cılız bedeniniz. Tam kendinizi tamam artık ölebilirim artık diye bırakırken o el size bir daha uzanır: Bir tur daha? Evet dersiniz çünkü çıkış dozunu aldınız, artık ona muhtaçsınız düşeceğinizi bile bile o en tepeye bir daha çıkma isteğiniz sizi tekrar o roller coaster a bindirir. Siz bu döngüyü bozmazsanız ya da o gitmezse, hayatiniz bu iniş çıkışlarda geçer zirveden tepeye tepeden zirveye.
İşte bu ikinci grupta yer alan kadınlar benim için bunları yapabilme potansiyeline sahiptirler, bu uyuşturucuyu bu çıkış dozunu aldığım için ben bu ilişkileri kısa surede bağımlı ilişki seklindeki hastalıklı bir ilişki bir biçimine dönüştürürüm. Her konuya anlayışlı olurum, normalde öfkemi çok rahat ifade edebilen ben o dozu kaybetme korkusuyla kişiliğimi değerlerimi ayaklar altına alırım ve kullanılırım. Selahattin Pınar’ı olurum Afife Jale’nin, hep beraber iner ve çıkarız. Ta ki biri kendini kurtarma kararı alana kadar…
Şimdi buraya kadar sabırla bunları okuyan okuyucu benim de kafamdan geçen soruyu soruyor olabilir: Eğer kendini böyle tanıyorsan ve sonun böyle olacağını biliyorsan neden bu tip kadınlara ilgi duyuyorsun?
Bu soru benim özellikle son iki yılda üzerinde çok düşündüğüm sorulardan biri oldu ve yazının başında da belirttiğim gibi Pandora’nın kutusu henüz acildi. Geçmişe bakarak düşündüğümde ilgi duyduğum kadınların bazı ortak özellikleri olduğunu fark ettim:
- Bilinen ya da bilinmeyen bir mental ya da kişilik bozukluğu rahatsızlığından müzdarip olma
- Sarışın olmama (Nedeni hakkında bir fikrim yok)
- Tek istisna dışında uzun saçlı olma (Annem kısa saçlı, bundan olabilir)
- Kilolu olmama (Annem zayıf bir insan sayılmaz)
- Uzun olmama (Annem uzun bir insan değildir ve benim boy kompleksim olabilir)
- Kadınsı özellikleri baskın olma (Erkek Fatmalardan hiç hoşlanmamışımdır)
- Bana ilişki önünde bir challenge yaratma
İki ile altıncı maddede belirtilen profildeki insanlar çok geniş bir yelpazede olduğu görüleceğinden, buradaki farkı yaratan sizin de fark ettiğiniz gibi birinci ve yedinci maddedir. Peki bir zihinsel hastalıktan ya da kişilik bozukluklusundan muzdarip olan ve bana ilişki için challenge yaratan bir kadın neden bana ilgi çekici gelir?
Bunun birinci nedeni yine çocukluğumdan ileri geliyor olabilir. Çocuklukta doyurulmamış bir sevgi açlığı ve yer yer anneden görülen fiziksel şiddet benim ilk ilişki kurduğum kadınla aramda bana zarar veren bir kadının doğru bir ilişki olduğu gibi yanlış bir tanımlamaya gitmemi ve böyle kadınları kendine yakın hissetmeme neden olmuş olabilir. Bu konuda henüz tam emin değilim ama üzerinde düşünüyorum.
İkinci ve bana göre daha gerçeğe yakın neden ise bundan altı yıl önce, daha önceki yazılarımda islediğim şekilde bir meyhanede yanıtlanmıştır. O zaman yine sorunlu bir ilişkiyi, bağımlı bir ilişkiye dönüştürmüş, bir kadının “roller coaster”ına binmiş bir yukarı bir aşağı gittiğim bir donemdeydim. Beynimi patlatırcasına sabah aksam kendime sorduğum, kâğıtlara yazdığım düşündüğüm tek bir soru vardı: Evet, bu kadar sana acı çektirdiğini, birbirinize uygun olmadığınızı düşündüğün halde neden hala onu böyle seviyorsun? Bu soruya cevap bulamamanın can sıkıntısıyla alkol ile beynimi her gün uyuşturduğum bir donemde, Taksim’de bir meyhanede arkadaşlarımla rakı içerken, başka bir sorunlu ilişkiden çıkan arkadaşımın su sözü bir ışık olarak kafamda yandı:
“Abi kız beni öyle bir seviyordu ki kendimi Tanrı gibi hissediyorum…”
İşte isin sırrı buydu, birinci ve yedinci maddedeki ruhların en sevdiği şeydir dinlenmek, eğer dinlerseniz ve yardım ederseniz hayatlarındaki tek destek olarak ruhlarının çıkışa geçtiğinde sizi bir Tanrı gibi yüceltirler, size duymaya hasret olduğunuz şeyleri o anki ruh halleriyle söylerler ve size bir Tanrı gibi taparlar. Eğer sizin hayatınızın bir yerinde sevgi açlığınız varsa, o dozu orada alırsınız ve keyifle oturursunuz koltuğuna o “roller coaster”ın. Çünkü sevgi açısından açsınızdır ve benim örneğimde olduğu gibi bir Tanrı kompleksiniz vardır. Fiziksel olarak beğendiğiniz bir kadın yaşadığı zihinsel sıkıntılarla normal bir insandan çok daha fazla sizi gökyüzüne fırlatır ve orada siz artık Tanrı’sınızdır. O insanın o an için Tanri’sisinizdir. Belki tüm evren değil ama bir tek insan size yüzünü dönmüştür ve o insan size sanki sizsiz hayat olmaz gibi bir ego pompalar kılcal damarlarınıza. Geçmiş olsun, dozunuzu aldınız. Ve bundan sonra bunu size vermeyen aklı başında her kadını sıkıcı bulacaksınız.
Saat sekize iki dakika vardı… Haftalık terapiye ayrılan sure bitmek üzereydi. Göz ucuyla kestiğim bilgisayar ekranının sol üst kösesindeki saate baktıktan sonra terapistime kalbimin üzerinde oturan soruyu adeta kusar gibi birden haykırmıştım:
“Hocam, ben neden sorunlu insanlardan hoşlanırken daha stabil ruhlu insanlara karşı bir şey hissetmiyorum?”
Cevabı mı? Henüz hala bilmiyorum.
Ama önümde öğrenmek için zaman ve yedi buçuk yılın bu en önemli cephesinde zaferi kazanmaya yetecek azimim var…
“Kendimi tanıma yolculuğumda bana yardim eden Terapistim Nilgün Katırcı’ya sevgi ve minnetle”
GA,
Dubai,
28 Ağustos 2021.