Sana söyleyecek o kadar çok ama bir o kadar da az ve basit şeyler var ki, nereden başlasam bilemiyorum.
Söyleyeceklerimi tek bir cümlede toparlasam sana şöyle derdim: Sen böyle değildin.
Hatırlar mısın, sen çocukken tek derdin oynadığın maçlarda gol atmak, maçı kazanmaktı. Hırsın hiç değişmedi; o günden beri hep kazanmayı istedin. Ama şimdi tavlada bile kaybetmeye tahammülü olmayan bir insandan, kayıplarını kabullenen ve hatta bundan dolayı mazoşist bir zevk alan bir insana dönüştün. Ne ara böyle oldun bilmem.
Bir gün hatırlar mısın, sırf eğlence olsun diye içeride birinin duş aldığı banyo camından topu kim içeri atacak diye bir iddiayla mahalledeki çocukları başına toplamıştın. Bir, iki, üç… Topu o küçücük pencereden içeri atan sen olmuştun ve atmanla “Kaçalım!” demen bir olmuştu. Yüzündeki o andaki sevinci ve gülümsemeyi unutamam. Tabii hepimiz evlere dağılıp kaçtık ama daha sonradan komşunun topla beraber akşam sizinkilere şikayete geldiğini senden dinlemiş ve çok gülmüştüm.
Ne çok severdin gülmeyi, güldürmeyi. Hayatın mizahi yanlarına takılmayı, kendinle dalga geçerken bizi güldürmeyi. Hep sınıfın küçük komik çocuğuydun. Babanın kıyafetini maket bıçağıyla kestiğini, sabah kalkar kalkmaz dolaptaki yumurtaları dolabın içine fırlatarak kırmaktan zevk aldığını, şampuanları alındığı gün küvete boşaltırken ne kadar çok eğlendiğini gülerek senden dinledim ben. Hep gülmeyi, eğlenmeyi seven biriydin; ne ara bu hale dönüştün, ben bilmiyorum.
Şimdi geriye dönüp bakıyorum da, derste dersi sürekli sabote etmenden, parçaladığın kumaşlara, sürekli girdiğin her işte başarılı olma saplantına, pencereden top geçirme yarışmana kadar hepsinde sen aslında birilerine “Ben de buradayım!” demeye çalışıyordun sadece. Aslında nedenini sen de biliyorsun, konuştuk da bunu seninle. Yaptığın her şey, o kendini göstermek istediğin kişiye “Ben de buradayım!” demek içindi. O günden beri de ondan alamadığın ilgi açlığın katlanarak büyüdü bana sorarsan.
Tamam, kolay bir hayatın olmadı. Ama hangimizin oldu ki? Ben eşimin beni terk edip başka bir adamla evlenmesinden, çocuğumu mahkeme kararıyla haftada bir görmemden çok mu mutluyum? Ama sen gülümsemeyi bıraktın bir süre sonra; hayatın mizahi yanından, gülmeyi güldürmeyi seven kişiliğinden uzaklaştın. Daha acı şeylere tutunmayı seven biri oldun. Gülümsemenin yıllar içinde nasıl da uçtuğunu, artık daha ciddi bir adam olduğunu, insanlardan adım adım ama istikrarlı bir şekilde nasıl uzaklaştığını gördüm.
Her zaman ilginin merkezinde olmayı isteyen o çocuktan, içine dönük, yüzü solgun, hayatına ve herkese kırgın bir adama dönüştün. Sana bir şey söyleyeyim mi, sevgili dostum? Kimsenin senin dertleriyle ilgilendiği falan yok ve olmayacak da. Çünkü insanların yeterince dertleri var ve senin ne kadar acı çektiğin kimsenin de umurunda değil. Dört senedir bir kahkaha attığını bile duymadım, ne güzel gülerdin oysa. Kendini, kendin yarattığın bir kafese hapsettin ve anahtarını da yuttun. Bilmiyorum, belki çektiğin acılardan zevk alan, kendine işkence etmeyi seven biri oldun artık. Benim sana kızdığım konu da bu: Neden hayattaki her kötü giden şeyin suçunu kendine alıyorsun? Neden kendine eziyet etmekten bu kadar hoşnutsun? Sen, eskiden hayal kırıklıklarını mizahi bir dille anlatıp insanları güldürmeye çalışan biriyken, şimdi yarattığın bitmez tükenmez hüzün yağmurlarında yıkanmayı seviyorsun. Bunu yaparken de muhteşem bir şekilde sağlığını yerle bir ettin, farkında mısın? Kimin için? Ne için?
Artık o çocuğu dövmeyi bırak, çünkü bununla bir sonuç alamayacaksın. Yalnızsın, çok yalnız. Amk, hangimiz değiliz ki sanki? Bu hayatta gerçekten umrunda olduğumuz kaç kişi var? Bak mesela benim karım, yıllarca emekle yaptığımız evde başka bir adama veriyor şu an. Çocuğumu sürekli bana karşı dolduruyor, öz evladımın benden gün gün nasıl uzaklaştığını görmek kolay mı sanıyorsun? Üstelik ben de senin gibi yalnızım, arayan soranım yok, ama ben senin gibi bundan zevk almıyorum. Dans kursuna gidiyorum, sabahları yürüyüşe çıkıyorum, kedim Marx’la oynuyorum. Bunları yaparken keyif alıyor muyum? Hangisi çocuğumun yerini doldurabilir? Ama bir yerinden hayata tutunmaya çalışıyorum işte. Peki sen ne yapıyorsun? Kendine kurduğun o demir kafes içinde kendini cezalandırıyorsun. Ne için peki? Bunu hiçbir zaman anlamadım ve sanırım da anlamayacağım. Allah aşkına abi, sen kime ne yaptın ki? Senin kendini suçladığın o konular için bir şey diyeyim mi? Onlar insanların aklına bile gelmiyor. Sen ama ısrarla kendini yiyip bitirerek değirmenlerle savaşıp onlara küserek kendini tüketiyorsun.
Bilmiyorum. Belki gerçekten de senin dediğin gibi artık yaşamayı sevmiyorsun ve kendince böyle uzun soluklu bir intihar çözümü buldun. Madem öleceksin, o bağımlısı olduğun ilaçları bir gece yut ve siktir git. Çünkü senin bu haline her gün dayanmaktansa, ölümünü kabul etmem daha kolay olacak. Bugün yaptığın neydi abi, sen farkında mısın? Bütün bir saati boşluğa bakıp ucu uca sigara yakarak geçirdin. Önceden senin sözlerinden gülmekten konuşmaya sıra gelmezken, şimdi tek bir cümleyi bile zorlanarak kuruyorsun. Benim arkadaşım bu değildi, sen bu değilsin! Biliyorum, bu söylediklerim de senin o binlerce tilki tarafından işgal edilmiş kafana girip anlık bir rahatlama sağlayacak, o kadar! Sonra kendini kendi marifetinle boğmaya devam edeceksin.
Yapma artık. Belki eskisi gibi asla olmayacaksın ama anlamı olmayan bu hayata anlamlar yükleyip hayal kırıklığına uğrayıp durma. Kendine acıyarak, sürekli hüzün içinde yaşayıp kendine işkence ederek bir yere varamazsın. Ayrıca sana bir şey söyleyeyim mi? Bu durumun kimsenin de umurunda değil. Mesela ben sana bu upuzun mesajı yazdıktan sonra dans kursuna gidip o sana bahsettiğim uzun sarışın hatunun beline sarılacağım. Onu yatağa atma düşüncem varken, senin bitmeyen hüznün, kendini tüketişin benim aklıma bile gelmeyecek, inan.
Ne yapıyorsan sen kendine yaparsın. Benim söyleyeceklerim bu kadar abi. Artık top sende.
Sevgiler.
