Ocak 2018… Teoman Koyu Antoloji’yi çıkarmış.
Sevdiğim şarkıları koyulaşmış haliyle dinliyorum her gün kulağımda kulaklık. Ne büyük keyif bu albüm.
Sevdiğim şarkılar sanki benim ruh halime bürünmüş gibi. O kısmen hareketli sevdiğim şarkılara öyle güzel siyah bir gece elbisesi giydirilmiş ki, hepsini birden seviyorum dinleyince. Çok da âşık olmadığın kadının siyah gece elbisesi, makyajıyla sana bakıp sigarasından bir fırt aldığı anda sana dünyadaki tüm kadınlardan daha seksi geldiği o ana dönüşmüş gibi tüm o eski şarkılar…
Albümü dinlemediğim anlardan birinde, evimde bir kadın “O hep açtığın şarkıyı açsana,” diyor. “Sen anlamıyorsun ki sözleri,” diyorum. “Çal,” diyor, “buradayken birkaç kez çaldın, hoşuma gitti.”
Ben açarken çat diye bir sigara yakıyor ilk notalarda. “Sen tanıdığım en zeki adamsın” diye başlıyor… Hoşuma gidiyor bu söylediği… Mutfağa yürüyüp viski şişemi, bardağımı arıyorum ve arada dinliyorum ya da öyle yapıyorum, bilmiyorum.
Arkamdan sesi geliyor, Teoman şarkısı arka planda, anahtar kelimeleri duymam yeterli: neden, anne, çocuk, zaman, harcamak…
Döndüğümde üçüncü şarkıya henüz geçilmemişken, o söylemekten ezberlediğim ve artık söylemekten usandığım konuşmayı ezbere, kapı kapı gezen bir tencere satıcısı gibi duygusuzca yapıyorum.
Hüznü gözlerine aniden patlayan fırtına oluyor, yaşları gözünden içki kadehlerinin ortasında duran Ahmed Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabındaki gülün tam tepesine düşüyor.
Birkaç dakika sürüyor bu.
Teoman “Bazı Yalanlar”a geçiyor albümde…
“Biliyor musun” diyor, “Senin için üzülmeyeceğim. Çünkü sen bunu yeterince yapıyorsun,” diye bağırıp sigarayı gülün üzerinde söndürüp gidiyor.
Söyleyeceklerim var ama dinlenmek garanti değil, dinlensen de anlaşılmak şüpheli.
Sessizce kapı çarpılmasının sesini dinleyip, albümü başa sarıp “Tuzak”ı açıyorum.
“Tatlı evin çocukların sahibiysen tuzak bunlar,” diyor Teo.
Kadehimi karanlık bir salonda dolduruyorum.